Demokrasi bakımından en zengin dönem

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugünlerde gündeme bir şey geldi, gerçekten rahatsız olmadım da diyemem. Bir, iki parti veya üç parti neyse kendilerinin kapatılmasına yönelik bazı operasyonların olduğundan bahsediyorlar. Çok çirkin buldum, ayıptır” diyerek, Parlamento’daki partilere “parti kapatılmasını engelleyecek düzenleme yapma” çağrısında bulundum.

Erdoğan, Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldiği yemekte yaptığı konuşmaya, 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine verilen desteğe teşekkür ederek başladı.

Cumhurbaşkanlığına aday olduğunda “Oturan, sadece evrak imzalayan bir cumhurbaşkanı olmayacağım” dediğini anımsatan Erdoğan, milletin kendisine layık gördüğü her oyun hakkını vermenin, Cumhurbaşkanı olarak kendisinin en başta gelen görevi olduğunu, bu sözü yerine getirerek illeri ziyaret ettiğini, toplu açılış törenlerine katıldığını, milletle kucaklaştığını ifade etti.

İllerde sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasının temsilcileri, kanaat önderleri ve bilim insanlarıyla bir araya geldiğini, sorunları ve çözüm için neler yapılabileceğini konuştuğunu kaydeden Erdoğan, “Eğer bu ülkede yöneten yönetilen bir araya gelmez, birbirinden kopuk olursa netice almak da mümkün olmayacaktır” dedi.

Erdoğan, verdiği söze uygun şekilde bundan sonra da milletin içinde olmayı, sorunları, sıkıntıları dinlemeyi, icraatları takip etmeyi sürdüreceğini vurguladı.

Sivil toplumun “demokrasi, çok seslilik, çok kültürlülük ve çoğulculuk” anlamına geldiğini söyleyen Erdoğan, siyasi partilerin de sivil toplum örgütlerinin farklı teşkilatlanmış bir yapısı olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’de kendisini ifade etmek, fikirlerini, inançlarını duyurmak isteyen herkes rahatlıkla bir sivil toplum kuruluşu kurabilir, bir derneğe, vakfa üye olarak faaliyetlerde bulunabilir. Herhangi bir siyasi partide üye olarak faaliyetlerde bulunabilir. Sivil toplum kuruluşları özgürlüklerin, demokrasinin olduğu ortamlarda, ülkelerde gelişir. Türkiye bugün sivil toplum kuruluşları bakımından tarihinin en zengin dönemini yaşıyor” diye konuştu..

“Hatta içimizden bazıları da…”

“Bugünlerde gündeme bir şey geldi, gerçekten rahatsız olmadım da diyemem. O da şu, bir, iki parti veya üç parti, neyse, kendilerinin kapatılmasına yönelik bazı operasyonların olduğundan bahsediyorlar. Çok çirkin buldum, ayıptır” ifadelerini kullanan Erdoğan, 2010’da Parlamento’da siyasi partilerin kapatılmamasına yönelik anayasa değişikliği yapmak istediklerini hatırlattı.

Erdoğan, “O anayasa değişikliğini yapmak istediğimiz zaman birileri maalesef TBMM’yi terk etti, gittiler, o maddeyle ilgili olarak söylüyorum, hatta bizim içimizden bazıları da ihanet etti. İhanet edenler de Meclis’i terk edip, gittiler. 330’u yakalayamadığımız için partilerin kapatılmamasıyla ilgili maddeyi geçiremedik” dedi.

“Cumhurbaşkanı olarak sesleniyorum”

O madde geçseydi bugün siyasi partilerin kapatılıp kapatılmamasıyla ilgili böyle bir kargaşanın olmayacağını vurgulayan Erdoğan,şöyle devam etti:

“Ben şimdi Cumhurbaşkanı olarak sesleniyorum, diyorum ki, bu ifadeyi kullananlar lütfen buyursunlar, şu anda Parlamento’da bütün siyasi partiler ortada. Hazır mısınız bu işe, hazırsınız. Hiç uzun bir şey değil bu, üç beş maddelik bir şey. Hemen gelin birlikte siyasi partilerin kapatılmasını ortadan kaldıracak yasal bir düzenlemeyi yapın, bu işi bitirin. Ben inanıyorum ki iktidar partisi buna karşı çıkmayacaktır. Siz de gelin bu işe katkı verin, bu işi bitirin. Ama mesele o değil, seçime gidiliyor ya, yine burada alavere, dalavere. Yaptıkları iş bu. Artık bu işlere karnımız tok.”

“Türkiye demokrasi bakımından en zengin döneminin keyfini çıkartıyor”

Siyasette dürüst olmak gerektiğine, dürüst olmayanların her zaman kaybetmeye mahkum olduğuna işaret eden Erdoğan, “Seçim geliyor diye, bu tür iftiralarla kalkıp iktidar partisini, iktidarı köşeye sıkıştıralım… Bunları kimse artık yutmuyor. Çünkü ben yaşadım, yaşadığım için biliyorum. Biliyorum ki bu iktidar partisi, parti kapatılmaya karşıdır, çünkü bunun bedelini ödedi. Bunun bedelini ödeyen o partinin ben genel başkanıydım” diye konuştu.

Erdoğan, birileri ne şekilde propaganda yaparsa yapsın, ekranlarda, köşelerde, kürsülerde ne denirse densin Türkiye’nin, tarihinin en özgürlükçü, demokrasi bakımından en zengin döneminin keyfini çıkardığını, medyada, sivil toplum platformlarında, siyasi mecralarda herkesin dilediği görüşü, fikri rahatlıkla savunabildiğini söyledi.

“Bana ‘diktatör’ yaftası yapıştıranlar”

Burada ölçünün, faaliyetlerin Anayasa, yasa ve mevzuata uygun şekilde yürütülmesi ve kimsenin hakkına, hukukuna, kişisel özgürlüklerine, inancına yönelik tacizde, hakarette, saldırıda bulunulmaması olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“Gaziantep’ten soruyorum, ülkemizde bu şekilde faaliyet gösterdiği halde herhangi bir şekilde baskıya, hukuksuz bir eyleme maruz kalan herhangi bir birey, kurum, kuruluş var mıdır? Varsa hakkını herkesten önce ben savunacağım. Bu kadar açık söylüyorum. Velev ki şahsıma karşı olsun, bana muhalefet ediyor olsun, fark etmez.

Bana ‘diktatör’ yaftası yapıştıranlar veya benzer ithamlarda bulunanlar, aslında kendi gizli niyetlerini ifşa ettiler. Sen hem karşısındaki insana her türlü edep, ahlak, nezaket sınırını zorlayarak istediğin gibi hakaret edeceksin hem de ‘Bu ülkede özgürlük yok’ diyeceksin. Daha ne olacak? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na, Başbakanı’na hakaret ediyorsun, daha ne olacak? Sen kalk da bunu Amerika’da, Batı’da yap bakalım. Anında bütün imkanlarını belli yerlere sevk ederler, hiç bu işin şakası yok. Gülerler adama gülerler.”

“Özgür insan niye maske taksın, niye kendini gizliyorsun”

Taş, sopa, molotof ve maskeyle sokakları terörize etme teşebbüsünde bulunanların, özgürlükten bahsettiğini söyleyen Erdoğan, “Bu nasıl iştir? TBMM’de maske takıyorlar ondan sonra özgürlükten bahsediyorlar. Özgür insan niye maske taksın, niye kendini gizliyorsun, saklıyorsun? ‘Molotofa özgürlük’ diye sokakta dolaşanlardan, Allah aşkına, demokrasi adına konuşma olabilir mi” diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, havai fişeklerin nerede ve niçin kullanıldığının önemli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Düğünde, şurada, burada ayrı mesele. Fakat bu iş öyle bir hal aldı ki hani düğünlerde Anadolu’da eskiden bol bol silah kullanılırdı, sonra insanlar ölmeye başlayınca bu yasaklanma yoluna gidildi. Çünkü o düğünlerde atılan silahlar sebebiyle ölenler oldu. Şimdi havai fişekler, maalesef farklı niyetlerle başladı ama şimdi bu iş, aynen katilin elindeki bıçağa döndü. Her zaman söylerim, bıçak doktorun elinde neşter olur hayat kurtarır ama bıçak katilin elinde can alır. Bunu birbirinden ayırmamız lazım.”

Bunlara karşı etkin önlemler alınabilmesi için İç Güvenlik Paketi’nin Meclis’te görüşülmeye başlandığını ancak Genel Kurul’da kargaşa çıktığını dile getiren Erdoğan, “Sanki ülkede darbe kanunu çıkartılıyor. Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bir direniş, bir muhalefet… İstedikleri ne? ‘Bu kanun çıkmasın.’ Memleketin sokaklarını terörize etmek isteyenler ellerini kollarını istedikleri gibi sallasınlar, öyle dolaşsınlar, işte biz buna müsaade edemeyiz” dedi.

“Adeta dolar zenginleri üretmek istiyorlar”

Erdoğan, “Adeta dolar zenginleri üretmek istiyorlar. Bunun gayreti içindeler. Fakat bir taraftan da o da enteresan, Merkez Bankasını da köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Bana diyorlar ki ‘Merkez Bankasına çok vuruyorsun’ şimdi Merkez Bankası çıksın işte çözsün sorunu, o çözecek, ben mi çözeceğim. Ortada böyle bir vaka var. Olay bir parite meselesi, olay bu” dedi.

Erdoğan, demokratik özgürlükler çerçevesinde gösteri yapılabileceğini, tepkinin ortaya konulabileceğini ama milletin huzurunun bozulmaması gerektiğini belirtti.

Yasal çalışmalar yaptıklarını, miting ve gösteri için şehrin uygun olan belirli noktalarının bulunduğunu söylediklerini hatırlatan Erdoğan, “Ne dediler, ‘hayır, biz nereyi istersek orada yaparız’. Nereyi istersen orada yapamazsın. Bu ülke bir hukuk devletidir, bu hukuk devletinin içerisinde bir nizama intizama bağlanmıştır” dedi.

Erdoğan, bunun hem o mitinge katılanların güvencesini sağlamak için hem de çevredeki insanlara zarar vermemek için tedbir amaçlı yapıldığını vurguladı.

12 yıllık Başbakanlığı döneminde Türkiye’yi yönetilemez ülke yapmak için istikrarı, güveni, huzuru bozmak için çok çaba gösterildiğini, bunların hepsinin karşısında dimdik durduklarını anlatan Erdoğan, “Milletimizin yıllar sonra kavuştuğu istikrarı refahı huzuru kimsenin bozmasına müsaade etmedik. Türkiye büyüdükçe ekonomide, demokraside standartlarını yükselttikçe aradığı istikrara refah ortamına kavuştukça birileri sokakları karıştırmaktan medet umuyor, buna lütfen dikkat edin” diye konuştu.

Erdoğan, geçmişte rahmetli Adnan Menderes’e, Turgut Özal’a, Necmettin Erbakan’a aynı senaryoyla hücum edildiğine dikkati çekti.

Geçen hafta 28 Şubat’ın yıl dönümü olduğunu, darbeyle onlarca vakıf ve derneğin kapatıldığını, mallarına el konulduğunu seslerinin kesildiğini anımsatan Erdoğan, o vakıfların el konulan mallarının kendi iktidarları döneminde iade edildiğini söyledi.

Bugün ‘medya özgürlüğü yok’ diyenlerin o gün andıçlandığını, fikirlerini rahatça yazamadıklarını ifade eden Erdoğan, şimdi aynı kişilerin 28 Şubat’a düzenleme yaptığını, bu düzenlemeye de hararetle karşı çıktıklarını vurguladı. Bunu anlamanın mümkün olmadığına, aslında işin gerisindeki oyunun başka olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Biliyorsunuz her darbe, her vesayet girişimi öncelikle elini vatandaşın cebine atar. Darbeler ekonomik krizlerle gelir. Milletin memleketin kaynaklarını birilerine sorgusuz sualsiz peşkeş çeker. Bir kitapçık kriziyle bu millet bir gecede fakirleştirilmiş milyar dolarlar parmaklarını dahi oynatmadan birilerinin cebine girivermişti. 40 milyar dolar, fazlası var azı yok. Bugün de aynısını istiyorlar” şeklinde konuştu.

“Kuralların dışına çıktığı anda, bunun bedelini siz ödersiniz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün de spekülasyonla kriz çığırtkanlığı yaparak, faizi yüksek tutarak, bu milletin kazancını, birikimini, umudunu, emeğini birilerine aktarmak, peşkeş çekmek istiyorlar” dedi.

Bu iradenin karşısında, dün nasıl dimdik durulduysa bugün de aynı kararlılıkla durulacağına işaret eden Erdoğan, “Spekülatörlerin, kan tüccarlarının, kavgadan medet umanların, milletin kaynaklarına göz dikenlerin her zaman birtakım aracıları, yardımcıları, maşaları olmuştur” ifadesini kullandı.

Erdoğan, ülkenin bütün bankacılarıyla finans sektöründeki kişilerine seslenmek istediğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bakınız yatırımcılarımıza, iş adamlarımıza yaptığınız uygulamalar bilesiniz ki size ters dönebilir. Bu geri çağırmalar, verdiğiniz kredilerde vesaire geri çağırmalar, kuralların dışına çıktığı anda bunun bedelini siz ödersiniz. Şu anda adeta bir parite krizini dünya yaşatıyor. Nedir o parite krizi? Dövizle avro arasındaki ilişki. Şu anda bu ilişkinin hesaplamasını yaptığınız anda 10 yıl öncesiyle TL noktasında çok fark yok. Ama burada adeta dolar zenginleri üretmek istiyorlar. Bunun gayreti içindeler. Fakat bir taraftan da o da enteresan, Merkez Bankasını da köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Bana diyorlar ki ‘Merkez Bankasına çok vuruyorsun’ şimdi Merkez Bankası çıksın işte çözsün sorunu, o çözecek, ben mi çözeceğim. Ortada böyle bir vaka var. Olay bir parite meselesi, olay bu.”

Avro’daki yükselişe de değinen Erdoğan, buradaki dengesizlikten dolar zenginleri meydana getirmeye gayret edildiğini ama başarılamayacağını dile getirdi.

“Sakın dolara yüklenerek, dolar alarak ‘köşeyi döneriz’ gibi bir şeyin içerisine girmeyin, yanlış yaparsınız, duvara çarparsınız” şeklinde konuşan Erdoğan, “Gereğini bizler de önümüzdeki hafta içerisinde yaparız” dedi.

“Nerede o tencere, tavacılar var mı?”

Erdoğan, tüm siyasi hayatında, başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde millet ile arasında asla aracı koymadığını, her zaman yüz yüze, kalp kalbe bir ilişki kurmanın çabasında olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye’deki istikrar ve güven ortamından rahatsız olanlar, kendilerince güç birliği ettiler. IMF’e karşı borcumuzu ödemiş, yeni Türkiye yolunda dev projeleri açıklamışken birden Gezi olayları çıktı. ‘Ağaç’ diyerek, ‘park’ diyerek sokakları karıştırdılar. 12 ağaç Taksim parkından sökülüp, Hürriyet tepesine taşınıyor, orada kıyameti kopardılar. Kendileri Yalova’da Sarıyer’de bırakın 15-20 ağacı, orada asırlık çınarları maalesef kestiler, doğradılar.

Nerede o tencere, tavacılar var mı? Yok. Bağlı oldukları siyasiler nerede? Taksim meydanında yürüyüş yapmıştın, Kadıköy meydanında toplantı yapmıştın. E şimdi Yalova’da neredesin? Sarıyer’de neredesin? Hesaba çektin mi? Adil olacağız, adil olmadan bu iş yürümez. Ağaç, çevre düşkünü biziz ve sadece 600 bin bizim yetişmiş ağaç dikişimiz var. Olayı fidana falan götürdüğümüzde zaten 3 milyarı buluyor. Fidanlarla bunlar 3,6’yı buluyor. Bundan sonra da ülkemizi ağaçlandırmaya devam edeceğiz.”

Gezi olaylarında ortaya koydukları kararlı duruş karşısında amaçlarına ulaşamayınca 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün gerçekleştirildiğini dile getiren Erdoğan, eğer darbe girişiminde de sessiz kalsalardı, kontra bir adım atılmamış olunsaydı şu anda Türkiye’deki durumun çok farklı olacağını söyledi.

Erdoğan, “Çünkü bunlar içeride ve dışarıda bir dayanışmayla Türkiye’nin kalkınmasına, refahına, milletle aramızdaki güven diline, aşka, muhabbete darbe vurmak istediler. Vurabildiler mi? Hayır. İnanın eğer, bu iki girişimden biri başarıya ulaşsaydı Türkiye’nin geçtiğimiz 12 yıldaki tüm kazanımları bir çırpıda heba olacaktı” dedi.

”Hepsi de faşizme dahi rahmet okutacak bir bağnazlığa sahip”

“Gezi’den veya 17, 25 Aralık darbe girişiminden sonuç alsalardı muhtemelen buradaki derneklerin, vakıfların önemli bölümü faaliyet gösteremiyor olacaktı” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bakmayın bize yönelttikleri ithamlara. Sıfatları ne olursa olsun, onların hepsi de faşizme dahi rahmet okutacak bir bağnazlığa sahiptir. Bugün de çözüm sürecinin ilerlemesine tahammül edemeyenler, barış ve kardeşlik iklimini kendilerine tehlike olarak görenler, ideolojileri farklı olsa da aynı çatı altında bakın toplandılar. Bakıyorsunuz bu çevreler, Türkiye’nin aleyhine ne varsa onu sahipleniyor, onu dillendiriyorlar. Bebek katili Esed’e, meydanlarda gösteri yapanlara kurşun sıkan Mısır’daki darbe yönetimine, Türkmenlere yardım götüren MİT tırlarını durduranlara sahip çıkmayı siyaset zannediyorlar. ‘Türkiye’de bir ekonomik kriz çıksa’ diye dua eden, sokaklar karıştığında ellerini ovuşturan arkaik siyaset anlayışının kalıntıları maalesef hala varlığını sürdürüyor.”

Erdoğan, Türkiye’nin, siyaseti, Pensilvanya’dan emir almadan yapan, iktidara hakaret etmek için değil iktidara gelmek için yapan siyasetçilere ihtiyacı bulunduğunu aktardı.

“Muhalefeti sadece iktidarın söylediklerine, yaptıklarına laf yetiştirmek olarak değil, kendi projesini, kendi hedeflerini, vizyonunu ortaya koyan bir anlayışla yapan siyasetçilere ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Allah aşkına, çıkın bir de şunu söyleyin. ‘Ben şunu şunu şunu yapacağım, şu şu yatırımları gerçekleştireceğim.’ Çıkın bunları söyleyin. ‘Şu kadar okul, bunu yapacağım. Şu kadar hastane, bunu yapacağım. Şöyle yapacağım’, bunları söyleyin. ‘Yol’ deyin, ‘altyapı’ deyin, bunlardan bahsedin. Biz siyaset yoluna çıktığımızda gücümüzü milletten, Anadolu’nun dört bir köşesindeki dilleri dualı insanlarımızdan almıştık, hala alıyoruz. İktidara gelmek isteyenler bu işin sırrını merak ediyorlarsa gelsinler Gaziantep’e. Sizlerle birlikte otursunlar, konuşsunlar, bu kadarı bile yeter onlara.”

Erdoğan, 12 sene önceki Gaziantep’i düşündüğünü belirterek, “Böyle bir havalimanı var mıydı? Yoktu. Havalimanından şehre gelirken böyle bir şehir, böyle bir bulvar var mıydı? Yoktu. Kenar, köşe, sağ, sol, o binaların halini düşünün, bir de şimdiki binaların halini düşünün” ifadelerini kullandı.

Gaziantep’in, parklarla, bahçelerle her geçen gün daha güzel hale geldiğini kaydeden Erdoğan, Gaziantep’in artık Güneydoğu Anadolu’nun en modern kenti olduğunu dile getirdi.

“Onların arkasında Pensilvanya şer cephesi varsa…”

Kentin, batının şehirleriyle yarışır hale geldiğine işaret eden Erdoğan, “Şimdi de kadın eli değdi. Kadın eli değdikten sonra inşallah daha da farklı olacak. Ama onların böyle bir dertleri yok, böyle bir gayretleri de yok. Onların arkasında güneydeki sevdikleri ülkeleri, Pensilvanya şer cephesi varsa, bizim de arkamızda milletimiz, gönlünü bize açan temiz kalpli insanlarımız var, sizler varsınız. Bize milletimiz yeter, milletimizin verdiği güç, destek yeter” değerlendirmesinde bulundu.

Gaziantep’in bugüne kadar üzerine düşeni layıkıyla yaptığını vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da kente büyük görevler, büyük sorumluluklar düştüğünü bildirdi.

Önlerinde iki önemli mesele bulunduğunu ve ikisinin düğümünün de Gaziantep’in elinde olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir tarafta Allah’ın emaneti olan misafirlerimiz, muhacirler, Suriyeli kardeşlerimiz var. Öteki tarafta çözüm süreci var. Çözüm sürecinin özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde anahtarı, kilidi Gaziantep’tir. Bunu özellikle söylüyorum. Gaziantep, güçlü ekonomisi, kültürü, farklılıkları bir arada yaşatabilme tecrübesiyle tüm bunların üstesinden gelebilecek güce sahiptir. Ben buna inanıyorum. Bu zorlu süreçte kazanan inşallah milletimiz olacak, Türkiye olacak, tüm bölge olacak. Siz Gaziantepli kanaat önderlerinin, sivil toplum temsilcilerinin desteğine güveniyorum.”  

AA

9 Mart 2015
bosluk

Türkiye 18 Yıl önce demokrasi faciası yaşamıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER) tarafından Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen, “28 Şubatlar Binyıl Sürmez” programına katıldı.

Konuşmasının başında dün vefatının 4. senesi olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle anan Erdoğan, “Hocamızın milletimize bıraktığı manevi mirasının gelecek nesiller tarafından da örnek alınacağına, takip edileceğine inanıyorum” dedi.

Erdoğan, ülkelerin, milletlerin, insanların hayatlarında önemli dönüm noktaları ve önemli yıl dönümlerinin olduğunu ifade ederek, bunların bir kısmının aydınlığa çıkışın, yeni bir dönemin perdesinin açılışının müjdecisi olduğunu anlattı. Erdoğan, “Bizim için Resul-i Zişan Efendimizin doğum tarihi olan miladi takvimle 571 böyle bir tarihtir. Aynı şekilde milletimiz için Malazgirt Zaferi’ni ifade eden 1071, Osmanlı’nın kuruluş tarihi kabul edilen 1299, İstanbul’un fethi 1453 böyle tarihlerdir. Millet meclisimizin açılış tarihi olan 1920’de böyle bir tarihtir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir de karanlık tarihler ve acı yıl dönümlerinin olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet dönemine baktığımızda, 1960, 1971, 1980 hep böyle tarihlerdir. Bir de 1997 var tabi. 28 Şubat 1997. Bundan tam 18 yıl önce bugün Türkiye bir demokrasi faciası, bir demokrasi katliamı yaşamıştı. Adına ‘postmodern darbe’ dediler. Ama aslında bu milletin değerlerine, inançlarına, kültürüne karşı başlatılmış fütursuzca, nobranca bir saldırıydı. 28 Şubat bu konuda bir ilk değildi, son da olmadı. Milli şef özlemi içinde olanlar, 1960 darbesini ve bunun peşinde olanlar, neyin peşindeyseler, 28 Şubat’ı yapanlar da aynı şeyin peşindeydiler. Onun izdüşümü olan 1980 darbesini yapanlar, neyi murad ediyorlarsa, 28 Şubat’ı gerçekleştirenler de aynı gayeyi taşıyorlardı. Aynı şekilde 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde bulunanlarla 28 Şubatçıların, hiçbir farkı yoktur. Görünüşte belki isimler farklıydı, yöntemler farklıydı, söylemler farklıydı ama amaç hep aynıydı. Amaç ülkenin yönetimini millete vermemekti. Amaç milletin kendi inancıyla tarihiyle değerleriyle kültürüyle yönetimiyle söz sahibi iktidar olmasını engellemekti. İktidar sahibi olmayı engellemeye gayret edenler bunu başarabildiler mi? Hayır. Fakat onlar öyle kararlıydılar ki her ihtilalde, her müdahalede gerekirse milyonlarca insanın canından olmasını göze almışlardı. Bizim milletimizin devlet terbiyesi, kendi varlığına kastetmiş olsa dahi devleti temsil edenlere fiili mukavemete izin vermediği için böyle bir faciayla karşılaşılmadı. Altını çizerek ifade ediyorum. Bunun sebebi kesinlikle bu darbeleri yapanların aklı, vicdanı, ahlakı değildi. Sadece ve sadece milletimizin ferasetiydi, basiretiydi. Aynı feraset şartlar normale döner dönmez, milletin kendi iradesini ortaya koyarak kendi temsilcilerine sahip çıkmasını da sağlamıştır.”

“Fidan gibi delikanlıların acısı hala yüreklerde taze”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Demokrat Parti ve rahmetli Menderes’in de bu anlayışın ürünü olarak hükümete geldiğini, Özal’ın da yine bu anlayışın ürünü olarak bir ihtilal döneminin ardından milletiyle bütünleştiğini anlatarak, 2001’de arkadaşlarıyla kurduğu siyasi partinin de bir yıl sonra iktidara gelerek aynı şekilde milletin gönlündeki yerini aldığını söyledi.

Milletin hiç bir zaman darbecilere ülkeyi ilanihaye emanet etmediğini ama bu süreçte de acının yaşandığını belirten Erdoğan, rahmetli Menderes’in idamının hala milletin gönlünde kanayan bir yara olduğunu vurguladı.

Onu idam edenleri, idam kararını verenleri kimsenin hatırlamadığını dile getiren Erdoğan, 12 Eylül’de suçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın, sırf bir o taraftan, bir bu taraftan anlayışıyla dar ağaçlarına gönderilen fidan gibi delikanlıların acısının hala yüreklerinde taze olduğunu aktardı.

“Bir baba olarak yaşadım”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Aynı şekilde 28 Şubat’ta, okulundan, işinden hatta vatanından edilen haksız yere eziyete uğrayan, zulme maruz kalan insanların yaşadıkları da tüm canlılığıyla tüm gözlerimizin önündedir. Sadece ve sadece başörtüsü taktığı için üniversitelerimizin kapısından çevrilenler, imam hatip okullarında okuduğu, dindar olabilmek veya dindarlığının gereğini yerine getirebilmek için bir gayretin içerisinde olmak, orada okumak için gayret edenlerin 28 Şubat zulmünün içinde nasıl yaşadıklarını burada birçok anne baba gördüğü gibi ben de bir baba olarak yaşadım. Sadece ve sadece bir siyasi partide faaliyet gösterdiği, hatta yalnızca ona muhabbet beslediği için olmadık tacizlere maruz kalan insanlar oldu. Okullarda cadı avına çıkıldı, iş yerlerinde cadı avına çıkıldı. Sokakta hatta camilerde cadı avına çıkıldı. Din adamı kisvesinde başörtüsüne füruat diyenler çıktı ortaya. Meşru hükümete ‘gitsin’ diyenler, ‘beceremediniz artık bırakın’ diyenler, darbe rejiminin ürünü hükümeti, ‘hayırlı olsun’ diyerek, sevinç çığlıklarıyla karşıladılar. Türkiye’nin her meselesi çözülmüş de sadece bu meselesi kalmış gibi tüm kurumlar, kuruluşlar, kamunun tüm insan gücü bu iş için seferber edildi. Takipler yapıldı, tahkikatlar yapıldı, soruşturmalar açıldı, mahkemeler kuruldu, sonuçta birkaç istisna dışında bunların hepsi sonuçsuz kaldı.”

Yasaklanmak istenen başörtüsünün üniversitelerin yanı sıra kamuda da serbest hale geldiğini anlatan Erdoğan, o dönemde orta kısımları kapatılan imam hatip liselerinin milletin göz bebeği kurumları haline geldiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, göreve geldiklerinde imam hatip liselerine 60 bin öğrenci giderken, şimdi bu sayının 1 milyona yakın olduğunu söyledi.

Bunların zorla değil, arzu ile olduğuna dikkati çeken Erdoğan, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Açın önünü nereye gitmek istiyor? İmam hatibe, gitsin. Nereye gitmek istiyor? Meslek lisesine, gitsin. Nereye gitmek istiyor? Fen lisesine, anadolu lisesine gitsin. Açın önünü. Bu bir yarış, bu yarışı yapan yavrularımızın önünü tıkamak değil, alternatiflerle onların önünü açmamız gerekiyor. Bunu başarmamız gerekiyor. İşte şimdi bu kilitler kırıldı, yavrularımızın önü açıldı, nereye istiyorsa nereyi başarıyorsa oraya gitmenin adımlarını atıyoruz. Kapılarına kilit vurulmak istenen Kur’an kursları daha da yaygınlaşarak, faaliyetlerini sürdürüyor. Hatta Kur’an dersleri, siyeri nebi dersleri seçmeli ders olarak tüm okullarda okutulabiliyor.

Siyasetten tasfiye edilmek istenen kadrolar bugün ülkeyi yönetiyor. Bürokrasiden kökü kazınmak istenen insanlar, her kurumda en üst noktalarda bulunuyor. Elden ele dağıtılan listelerle ticari faaliyetleri sona erdirilmek istenen firmalar, işlerini daha da büyüterek yollarına devam ediyor. Yarasa diye hakaret ettikleri insanlar milletin umudu, milletin önderi oldular.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından önce çıkan başlıklar şöyle:

“Üniversite kapılarında başörtüleri hoyratça çekilen yavrularımızın gözyaşları hiçbir zaman unutulmayacak”

“’28 Şubat bin yıl sürecek’, diyorlardı, gördük, yalancının mumu yatsıya kadar yanıyordu”

“Bu millet 28 şubatların değil kendi iradesinin bin yıl süreceğini eline geçen her fırsatta haykırmıştır, göstermiştir”

“27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 17-25 Aralıklara kimse teşebbüs edemesin diye yeni Anayasa, başkanlık sistemi diyoruz”

“(Avusturya’daki İslam yasası) Samimiyetlerini göreceğiz, Bu ülkelerde yeni 28 Şubatlar ihdas ediliyor”

“Avusturya Parlamentosu’nda kabul edilen “İslam Yasası”na ilişkin “Bir taraftan AB müktesebatı diyeceksin ama bir taraftan AB müktesebatına tamamıyla ters adımlar atacaksınız. Olay farklı bir zemine doğru kayıyor. Bu kayışı durdurmak zorundayız. Bu ülkelerde adeta yeni 28 Şubatlar ihdas ediliyor. Bu ülkelerdeki kardeşlerimizin haklarını daha etkili şekilde savunabilmek için yeni Türkiye’yi, yeni anayasayı, başkanlık sistemini istiyoruz”

“Bir daha kimse 27 Mayıslara, 12 Eylüllere, 28 Şubatlara, 17-25 Aralıklara teşebbüs edemesin diye ‘yeni Türkiye, yeni anayasa ve başkanlık sistemi’ diyoruz.”

2 Mart 2015
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
Smart Backlink
reklam
reklam

Son Yorumlar

Seo firmalar

seo firmalari